![]() |
| Sanal alem bize ne katıyor? |
Her şeyin sanala döndüğü; kitaptan, dosttan, arkadaştan kaçtığımız bir zamanda mesken tutuyoruz dünyada. Maalesef en önemli sığınağımız(!) sanal âlem oldu. Fantastik bir dünyada yaşıyoruz. Oysa yaşadığımız her şey gerçek. Gerçeğin farklı bir ifadesinde yaşam sürüyoruz. Hızlı bir değişim yaşıyoruz. Bu değişim bizden birçok değeri de alıp götürüyor. Hep hayıflanıyoruz, kimi zaman bir boş vermişlik içindeyiz. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zamana yaklaşımını paylaşıyoruz bazen. Bu tespitten sonra madem hal bu, o halde bu halin gereğini yapmak bir zaruret oluşturuyor.
İnternet medyası kabul etsek de etmesek de herkesin yolunun kesiştiği bir noktada. Çünkü hemen herkes günün önemli bir bölümünü internete ayırıyor. Saatlerce internetin başından ayrılmayan insanların varlığı bir gerçek.
Çoklukla özgün fikirlerden ziyade kalıpların paylaşıldığı, taklidin hız kesmeden hüküm sürdüğü bir dünyadır sanal. Düşüncenin yeşermediği, kök budak salmadığı, sadece hazır kalıp söz ve cümlelerin önemsendiği bir tuhaf âlemdir sanal dünya.
Bir mukaddime denemesi olsun bu yazımız, diye düşündüm. Genel çerçeveyi çizelim evvela. Herkes konuşur. Lakin şuurlu konuşmak herkesin harcı değildir. İnsanlar zaman zaman düşünür. Bazen ne düşündüğünü de düşünemez. Gündelik koşuşturmalar, çeşitli sorunlar çoklukla derin düşünmeyi engeller gibi geliyor. Düşüncenin, tefekküre dönüşmesi gerekir. Elbette bu her zaman kolay bir iş değildir.
Yazı, sözün hayat bulması, ete kemiğe bürünmesidir. Yazı yazmanın da bir edebi, adabı vardır.
Bilmediğini bilmiş gibi kalem oynatanlardan ırak olmak temel bir bakış açısı olmalıdır. Çevreye duyarlı, hakikate duyarlı, hakikatin bir mihenk taşı olduğunun bilincinde olarak söz sarf eden bir ölçü ile kelimeleri sıralamak, düşüncenin önünü açmak, velhasıl sözü salmak âleme. Elbette haddimizi bilerek söz sarf etmek. Sınırları zorlamamak, sözün ahenginin yanında, çağrışımına ve duygusuna kulak kabartmak. Görülmeyen, görülmek istenmeyeni görme ve gösterme, duyulmayanı duyurmak; istenmeyeni duyma ve duyurma cehti. İşte yapılacak olan ve yapılması lazım gelen husus burada kendini gösteriyor. İncir çekirdeğini dahi doldurmayan sözün bir kıymeti harbiyesi var mıdır acaba? Hakikati eğip büken ve görmek isteğini gören, duymak istediğini duyan, söylemek istediğini söyleyen bir sakat anlayışı reddederek yazmak çok önemlidir.

Aslında yazma bir paylaşma, dertleşme, ortak aklı ortaya koyma, söylenmeyeni söylemedir. Asırlardır dönen bu kubbede çok şeyler söylendi, söyleniyor, söylenecek. Söz sözü kuşatacak, söz söze eklenecek. Özgün düşüncenin önünün açılması önem arz ediyor. Hadiseye farklı bir açıdan bakmak önemlidir. Belki nokta değerinde bir keşifte bulunma, fark ediş az şey midir?
Bizim vazgeçilmez değerlerimiz var: Baş tacı ettiğimiz değerler, temel ilkeler. Onlardan asla yüz çeviremeyiz. Yolumuzu onlar aydınlatıyor. Israrla bu değerleri gündeme getirmeyi, ele almayı düşünüyoruz. İnsan olduğumuzun bilinç ve sorumluluğu ile hareket etmeli, fikirlerimizi bu doğrultuda serdetmeliyiz. “Sözün üzerinde bir söz vardır.” hakikati mucibince sözümüzü sarf etmeliyiz.
Bir vesileyle başladık bu serüvene. Bizim de söyleyecek sözümüz vardır elbette: varlığa, eşyaya, insana dair. Kültür, sanat, edebiyat ve eğitim temel duraklarımız olacak. Esasen kültür başlı başına büyük bir tema. İçine ne doldurursanız alabilecek genişliğe sahip. Yazdığınız her şey bir yönüyle gelir kültüre temas eder. Edebiyat ve sanat da çok derinliği olan yapıları oluşturuyor. Bunların her ikisi de elbette belli bir uzmanlığı gerektiriyor. Ne ki çevremizde herkes iyi bir edebiyatçı, iyi birer din alimi değil mi?
Bu ilk buluşma için bu kadar satır kâfidir, diye düşünüyorum. Siz değerli okurlarıma en kalbi sevgi ve muhabbetlerimi sunuyor, daha sonraki yazı/yazılarda görüşmeyi arzuluyorum.
Bayram Bulut
Bayram Bulut'un yazılarının tümü için tıklayın.

0 yorum Blogger 0 Facebook
Yorum Gönder