![]() |
| Mehmet Ali Öner |
Acun’lu ve Hülya’lı konularla yakınlığınız yoksa maalesef köşelerde en çok siyaset üzere yazılar görürsünüz.
‘Üzerine’ tabirini bilerek kullanmadım. Hem siyaseti kendi iç ve dış dinamikleri üretmiyor ki. Suriye, Kırım, Ukrayna, Mısır, Filistin ve Mavi Marmara... Bir sürü gündemdeki konular bize ne kadar uzak, ya da yakın!
Bu konuda, Yusuf Kaplan, İbrahim Karagül ve Hakan Albayrak’ın kulaklarını çınlatmakla yetiniyorum, şimdilik. Ama, madalyonun bir de bu yüzü var. Bize, sıradan ve ortalama, Türklere bakan yüzü.
Misal: İki arkadaş dün ilginç bir siyaset profili çizdiler. Dediler ki; “Partiler , çok ortaklı şirketlere benzer. Kuruluşta küçük sermayedarlarla yola çıkılır, şirket/parti kazanımlar elde etmeye başlayınca büyük sermaye sahipleri ile yola devam edilir. ” Hani, ‘Kebabı başka yerde yerler, gazını bizimle çıkarırlar ’ diye yazmıştık bir ara, işte öyle bir şey siyaset, çoğu zaman.
Biraz da, yanardağa benzer siyaset: Misal, yanardağ, etrafını yok eder ama, lavları, sıcak suları iyi para eder.
Bugünkü zenginlik (siyasi gelişmeler)de esasen, dünün krizlerinden arta kalan yanardağ lavları ve külleri değil mi? Bu da bizim siyaset tarifi farkımız olsun!
Geçtiğimiz yıllarda, Denizli’ye gelen Mehmet Altan “Sohbete gelmeden önce şehri gezdim, devasa devlet binaları, yapıları yok, şehrinizde. Ne varsa, halk ve işadamına ait, gördüğüm binalar v.s,”demişti. En basit anlatımla “Denizli “ adlı başarının sırı; katkısız/dolgusuz oluşu ile orijinalliğinde gizli. Bu da Denizli farkı!
Evrensel bakışın yerelde yansımaları olmaz ise(ki yok..) siyaset, miyaset boş laf olarak kalır. Ya da biz : yerel bakışımızı, küresel fırtınalarda gezdirebilmeliyiz.
Hatemi Hocam ne diyor:
”Evrensel Ahlâk ve Tabiî Hukuk” Ama duyan yok. Ben buna /şiirsel adalet/ deyimi ekliyorum. Ne demek şiirsel adalet; insan demek, ben demek, dayatma yerine anlatma, öğretme demek. Kurgu yerine, bulgu, bilgi üretmek. En azından , aldatma güdüsünü , diplomatik davranışa dönüştürmek. Mış gibi yapmak yerine, gerçekten inandığın gibi olmak. İnandığın kutsallara rağmen değil, O’nun dediği gibi olmak.
En iyisi ben yine fotoğraf çekme işine geri döneyim, orada yalınlık daha bariz.
Mesela, şehrin köşe başlarında şırıl şırıl akan çeşmelerini, her yüz metrede bir bulunan güzelim bahçelerde, banklarda oturan amcalarımızı çekmeliyim. Tertemiz havalarda, elinde balonla annesiyle gezintiye çıkan çocukları. Ortasından dereler akan , içinden tramvay geçen caddeleri.
Ve birbirine selam veren insanların resmini çekmeliyim.
Bunlar, hayal mi diyorsunuz?
Evet, hayal. Ata binmek, kuşlarla konuşmak, toprakla uğraşmak, yardımlaşmak, günde en az yüz kere selam alıp-vermek. Hayalse de, güzel bir hayal bence.
Mahir, yazıların sonunda verdiğin mesajlar hoşuma gidiyor, demişti. Ne yapayım, içimden gelen bunlar. Bilerek ve isteyerek olmuyor. Oysa ben, bu toprakların ürettiği derin ve serin türküleri birlikte, dağlarda avazımız çıktığı kadar çığırmayı her şeyden fazla istiyorum, istiyordum. ‘Bende gülemedim yalan dünyada. ' ‘Unutursun mihriban’. ’Dağlar seni delik deşik ederim’ v.b.
Ne diyem, ahhhh, minel aşk!!
Not: Yazılara gelecek olan tepkiler, tadını artırır.
Yoksa, böyle ekşili yazılara talim edersiniz, benden söylemesi..
Mehmet Ali Öner'in tüm yazılarını görmek için tıklayın!

0 yorum Blogger 0 Facebook
Yorum Gönder